Buranın havasından mıdır nedir sabahın 7’sinde gözlerim birden bire açılıyor.
İnanılmaz dinç ve tam dinlenmiş uyanıyorum.
Sanırım ormanın yanında olduğumdan hava çok taze ve kaliteli.
Her neyse.
Kahvaltıya gittim.
ODTÜ ve diğerleri.
Rus aksanlı matematikçiler başıma bela olmasın diye kıyıda köşede bir masaya oturdum.
Dün gece sanki hiç sağnak, fırtına çıkmamış gibi bugün günlük güneşlik sıcacık bir hava vardı.
Hızlıca kahvaltı yaptım ve konferansa çıktım.
1.Konuşmacı: (yine) P.C.
Başladı yine tuhaf tuhaf graflar üretmeye.
Aslında anlattığı şey inanılmaz zor ve matematiğin neredeyse her alanını ilgilendiriyor.
2 gün üst üste konuşma yapması zaten bunun önemini gösteriyor.
Dün bu hocaya bela olan hoca yine burda.
Ama taşlar yerine oturdu.
Diğer konuşmacılardan ziyade neden bu adama bu kadar yüklendiklerini çözdüm.
Meğerse adam ‘Imperial Collage’ da ‘pure matematik’ alanının başıymış. Üstüne üstlük cebirsel geometri alanında parmakla gösterilen biriymiş. Tahtada yaptıkları da matematik alanında yep yeni bir alanın öncüsü olduğu için diğerleri anlamak için soruyorlarmış.
(Keşke bende anlasamda sorsam)
Ne kadar büyük, pure olursa olsun benim içimi afakanlar bastı.
Ruhum daraldı.
Hatta biraz içim bile geçmiş olabilir.
(Çok özür diliyorum sayın hocam ama zamanı gelip yaptığın çalışmalara atıfta bulunana kadar bu hikaye benim için böyle kalacak.Lütfen kızma.)
2.Konuşmacı: E.E.
İki gündür boğazına kadar sıkıca giyinen biri görüyordum.
Şimdi o kişi tahta da.
İran asıllı bir matematikçi.
Muazzam bir İngilizce ve güçlü sesiyle tüm salonu kendisine bağladı. Çok kontrollü bir şekilde konuşuyor ve ders çıkarılacak şekilde tahtayı kullanıyor.
Çemberlerin ayrık birleşimiyle kürenin bir boyut üstündeki yapıyı elde etmek için tuhaf tuhaf düğümler kullandı.
O kadar her şey adım adım ve açık şekilde yapıldı ki hiç kimse soru sormadı.
Hayranlıkla hocanın tahtadaki dansını, ayrık çemberleri birleştirip elde ettiği görünmez küreyi izledim.
Muazzam bir zeka ve kordinasyon.
3.Konuşmacı: S.H.
Bir başka İran asıllı matematikçi daha çıktı hatta bir önceki ile aynı okuldan hatta bir öncekinin öğrencisi.
Adam daha ağzını açıp ‘Manifold Baundri’ tarzı bir şey söyledi; eski toprak matematikçiler atladılar.
‘vay ıts nesseseri?’
Adam sakin sakin anlattı.
‘reliii!’
Sonra adamı bırakıp kendi aralarında hummalı bir tartışmaya tutuştular.
Tahtadaki konuşmacı ve biz bir sağa bir sola bakarak hangi tarafın baskın geleceğini anlamak için bekledik.
Kazanan olmadı.
Tahtada hoca ‘okey” diyerek devam etti.
Baktım ‘Lie’ falan deniliyor ‘vektör fiılt’ geçiyor,dikkat kesildim.
Aaa sevgili danışmanım canım Okan hocamın (yağcılık mod) tezinde geçen helisin bi benzeri tahtada.
‘yüuuz tiz on kontrol teori’ gibi bi cümle çıktı İranlı hocamın bal dudaklarından.
Benim dikkat %100 oldu.
Buradan Okan hocama ne çalabilirim diye pür dikkat dinlerken.
Çat!
‘Riiiman iç çarpımı ve buna bağlı metrik’ dedi. (Tabi Türkçe demedi)
2 gündür ‘yaaa işte Reimann , Lie falan biliyorsun Beratcığım kolay konular değil tabi’ gibi yüksek yüksek sağa sola kendimi pazarlarken ortaya sıktığım bilgilerin ‘doğruluğu’ tahtadaydı.
Koltuklarım kapardı.
‘Yaa ODTÜ… ‘ diye anlamsız bir haklı gururla yerimde dimdik oturdum.
İranlı beyefendiyi alkışladık.
ODTÜ’lüler yanıma geldi ‘Abi bak kontrol falan dedi’ dedi biri.
‘Aynen bende ona yakın çalışıyorum işte.’ dedim. (valla yakın)
Haklı gururum, lie teori ve kahve makinesinden aldığım Kapiçino ile yerime geri döndüm.
ODTÜ’lü Mehmetle lafladık.
Özgür hocanın kopyası adeta.
Sakinlik abidesi.
Neşeli, heyecanlı ve gerçekten çok çalışkan.
*
Sonra tahtaya döndüm ve şok oldum.
Şoklar içindeyim.
O kadar şok oldum ki ağzımdaki kahveyi az kalsın püskürtüyordum.
Dünkü ‘endu’ aslında Çinli bir doçentmiş. K.F.
Çinden buraya üşenmeyip kalkmış gelmiş buna mı şaşırayım yoksa ve adama yaptığım platonik zorbalığın hocalığı karşısında yok olduğuna mı üzüleyim bilemedim.
Korkunç bir İngilizce konuşacağını kendisi de söyledi ve gerçekten korkunç bir İngilizce konuştu.
Küreyi üçgenlere bölmeye çalışarak akıl almaz işler yaptı.
‘Abi üçgende türev nasıl alıcaz. Sivri o uçlar’ dedim kendi çapımda.
Büyük ihtimal bu soruyu benle birlikte oradaki herkes sordu ama Çinli hoca için türev hiçbir anlam ifade etmiyor olacaktı ki durmaksızın devam etti.
En son tahtada hani şu sosyal medyada ‘Çindeki bir lise matematik yazılı sorusu’ adı altında gösterilen iç içe geçmiş çemberler ve o çemberleri rastgele yerlerinden kesmiş doğrular şekli vardı (Bknz: Şekil — 1) ve Çinli abimiz sürekli Tetrahedra (Bknz: Şekil -2) diyordu.

O Tetra dedikçe ben içimden ‘..karbon Penta oksit’ ; hedra dedikçe ‘Heil Hydra’ diyordum.
Ayrıca ondan önceki tüm konuşmacılar fonksiyonları ya R ye ya da Y gibi sembolik bir uzaya getirirken o nedense R üzeri 6 gibi bir yere getirmişti.
Ben önce anlamadım.
Mehmet’e ‘6 ne alaka?’ diye sordum. O da benim dememle fark etmiş olacaktı ki uzunca süre sunuma baktı.
Sonra önlerden herkesin başına bela olan o adam ‘Six. Why ?’ gibi bir şey sordu.
Çinli hocamız bu sorunun gelmesini beklediği için gülümseyerek tahtadaki görselden daha korkunç bir görsel çizdi.
Ve anladım ki tek anlamadığım 6’nın nerden geldiği değilmiş…
Neyse akıl almaz teori bitti bir şekilde.
Kimse derin bir soru sormadı.
Çünkü tam olarak anlayan yoktu.
Hatta yarım olarak bile anlayan yoktu.
*
Akşam yemeğine kadar uyumuşum.
Yemeğe gittiğimde herkesin ağzında ‘uyuya kalmışım’ dönüyordu.
Sanıyorum bu orman havası herkesin bünyesinde bir sersemlik etkisi bıraktı.
Yemekte karnıyarık vardı.
Aç kaldık yani.
Ama koca koca profesörlerin karnıyarık karşısındaki şok oluşları beni eğlendirdi.
Tatlıya revani geldi.
Revaninin baklava olduğunu sandılar.
Baklava olmadığını açıkladım.
Gözlerindeki baklava yiyememe hayal kırıklığına üzüldüm.
ODTÜlülerle sohbet ettim biraz fakat 20km hızla esen rüzgar masayı hava uçurmak üzereydi ki erkenden kalkıp odaya döndüm.