KAN ÜSTÜNE KAN

Erhan’la buluştuk geçen gün.

Yazılarımı okuyormuş.

Küçük, minik ve pozitif bir eleştiride bulundu.

“ÇOK KİTAP OKUMAN LAZIM EDEBİ YAZIMINI BEĞENMİYORUM.” dedi.

10 saniye bi’ sessizlik oldu.

Eleştirilere açığımdır.

Çünkü eleştiriler, ortaya konan ürünün farklı bakış açıları tarafından incelenerek eksikliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan ulvi söylemlerdir.

Bakkal Ali amcanın yazım hakkındaki söylediklerini de önemserim, üniversitede doçentlik yapan keltoş Erhan’ı da önemserim.

O yüzden bu tür eleştirileri mutlaka özümser, sonraki yazımı buna göre şekillendiririm.
*


“BEĞENMİYORSAN OKUMA O ZAMAN.” dedim.

Erhan da “Hayır daha iyilerini yazabilirsin, İNANIYORUM SANA.” dedi.
*
Sevgili Erhan, gönül isterdi ki bana yaşattığın o müthiş eğlenceli anları, taklitleri, esprileri aktarabileyim, sözüm olsun.

Seni kesinlikle edebî olmayan bir yazı içinde anlatacağım.

Al sana EDEBÎ yazı.
*
Poyraz esiyor içimin derinliklerinde.

Bir fırtına yaklaşıyor, hissediyorum.

Zihnimde tanıdık birkaç uğultu beliriyor.

Geçmişten gelen o ürpertici bir esinti titretiyor içimi.

Çağlayan zihnimin kenarında bir taşın üzerine oturuyorum.

“BIRAK” diyor bir fısıltı.

Avuçlarımı sıkıyorum.

Tırnaklarım etimde.

Canım yanıyor.

“Bırak” diyor aynı fısıltı.

Gözlerim kapalı.

Poyraz yüzümü okşuyor, atlamak üzere olduğum bir uçurumun hissindeyim.

“Gel” diyor boşluğun içinden birisi.
*
Çekiliyor ruhum, kopuyor zihnim dünyevinin içinden.

Gözlerimi açıyorum.

Ah yine burası.

Eskilerde kaybolduğum, mezarlık.

Son savaşın kokusu hâlâ burada.

Bir elimde kan kaplı bir kılıç, diğerinde güneş rengi bir yığın yaprak.

Üzerimde kir pas içinde bir zırh.

Sağ çıktığım gecenin sabahında katlettiğim insanların çığlıkları yankılanıyor.

Kıpkızıl bir sema.

Kurumuş iki nehir.

Kan kaplı cesetler, üzerlerinde kargalar, akbabalar.

Yürüyorum kemikten yığınların üzerinde.

Unutulmuş anılar görüyorum silüetlerin oynadığı.

İçlerinden yürüyüp geçiyorum.

Zincirlere vurulmuş biriyle karşılaşıyorum.

Küçücük bir çocuk.

Gözleri oyulmuş, kan akıyor.

Hâlâ ağlıyor.

“Git buradan” diyor, bağırıyor.

Sesi tüm savaş meydanını titretiyor, leş kargaları kaçıyor, tüm o silüetlerin dansı yok oluyor.

Hıçkırıyor.

Kılıcımı doğrultuyorum boğazına.

Adem elmasına.

Kanıyor.

“Öldür artık!” diye haykırıyor.

O olduğum zamanları hatırlıyorum aniden.

Birkaç eski arkadaş beliriyor hemen yanımda.

Kılıcı biraz daha saplıyorum.

O bağırıyor, ben acıyla dişlerimi sıkıyorum.

Aniden çekiyorum kendimi.

Gözlerimdeki ıslaklığı hissediyorum.

Elimde yığın yaprakla yürümeye devam ediyorum.

“Korkak!” diye bağırıyor arkamdan çocuk doğruyu.

Yürüyorum.

Cesetlerden bir dağ çıkıyor karşıma.

Geçmişin iki hayaleti süzülüyor önüme.

“Yine biri –“
“-yeniden biri –“
“kan üstüne kan-
“-acı üstüne üstüne acı-“


Yaprakları savuruyorum üstlerine.

Altından kesik bir kafa.

Gözleri kapalı, kulakları sağır.

Uzanıyor hayaletler ona.

Alıyorlar elimden, sıkı sıkıya tutmama rağmen.

“Ceset yığınına-
“-biri daha.”
“-sen varsın sırada-
-burada var olmaya.”


Devam ediyorum yoluma.

Kılıcımın ucundaki kan damlaları… Boğazımdaki yara.

Bir tepenin üzerindeyim.

Kurumuş nehirler karşımda.

Ne hüzünler, ne mutluluklar, ne yaslar akmıştı buradan zamanında.

Şimdi ise tek damla bile yok.

Çalmışlardı onları.

Bu kadim savaş bu uğurda değil miydi zaten?

Bunca insanın katlini vacip kılan çocuktan çalınan bu gözyaşları değil miydi?

Herkes savaştaydı burada, kimse çocuk kalamazdı.

Buranın kokusu, acısı, değersizliğin hissi büyütmek zorundaydı çocuğu.

İleri doğru baktım.

Oyulmuş gözlerim, zincirlenmiş ellerim.

Düşmanım zırhıyla orada, elinde kanlı bir kılıç, önünde ölümden bir dağ.

“Beni affet.
Sabretme artık.
Vazgeç benden.
Anlat yüreğine:
Canın yansa da vazgeç benden.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecekler

Sünnet

Size yine güleceğiniz bir büyük travmamı anlatacağım. Aradan 28 sene geçmesine rağmen bu travmanın içinde çözümleyemediğim bazı noktalar…

Ota Konmamış Aşk

“Ben seni üzerim kızım, bak anlamıyorsun.” dedi şişme yelekli esmer çocuk. Laktoza inanmayan biri olarak laktozsuz söylediğim lattemi…

Deprem Macerası

Çok çalışıyorum, gereğinden fazla. Ders anlatmadığım peşe peşe gün yok. Hatta doğrudanders anlatamadığı gün yok. O yüzden 23…

Dürtüler ve Sanrılar

Size dürtülerin zihni ele geçirdiği, çok basit ve kısa bir hikaye anlatacağım. İyi okumalar. “Ozan ben aşık oldum.”…

Futbol Kariyerim

33 yaşındayım.Hiç futbol oynamadım.Mahalle maçına bile katılmadım.Halı saha maçı bile izlemedim.Hasan Şaş, İlhan Mansız gibi bir kaç Türk…

Akademik Bir Kara Mizah

Sevgili okuyucu, aslında bu yazıyı paylaşıp paylaşmama konusunda çok kararsızkaldım. Çünkü günümüz Türkiyesin de ne yazık ki hepiniz…