Çok çalışıyorum, gereğinden fazla. Ders anlatmadığım peşe peşe gün yok. Hatta doğrudan
ders anlatamadığı gün yok. O yüzden 23 Nisan ‘tatili’ benim için aylar öncesinden
‘telefonumu kapatıyorum ve hunharca oyun oynayıp evde vakit geçiriyorum’ şeklinde
planlanmıştı… Evet sonrasında olanları tahmin edebiliyorsunuz biliyorum ama bir de benden
dinleyin…
Salı akşam 20:52 de (evet doğru okudunuz akşam olan sekiz elli iki) son dersimin son
cümlesini ‘ertesi gün hayal edilmiş ve hak edilmiş’ tatile kavuşmamın sevinciyle kurdum. Eve
geldiğim gibi matematikmiş, seminermiş her şeyi boş verip kendimi oyun dünyasına attım
çünkü ertesi gün ‘tüm gün evde olacaktım.’
23:00 da tavuk gibi uyuyan ben 02:00lara kadar oyun oynayıp anime izledim. ( Cube diye
Çince bir anime).
Uyku vakti gelmişti. Muhteşem bir gururla 2’şer dakika aralıklarla kurduğum 7 alarmı tek tek
kapattım.
….
Gözlerimi açtım alarmsız bir Çarşamba sabahı…
Oh mis.
Sabahın 09:00un da bir başıma Topoloji dersinde ecel terleri dökmektense yatağımdaydım.
Kıçımdan türettiğim tuhaf ama etkili diyetime sadık kalarak 1 saat önden yeşilçayımı
demledim. Saat 11:00 suları..Başıma geleceklerden habersiz kutsal bilgisayarımda Mert ve
Mehmet isimli iki zır deliyle sohbet edip oyun oynadım.
12:22 falan. Kahvaltı için yumurta koydum ve bir kaç biber, kahvaltılık lor (Tahsildaroğlu reklam), çeri domates, maydanoz, 1 kaşık tahin-pekmezi hazırlayıp yumurtanın kaynamasını bekledim. (tam pişmiş olacak, sert)
12:45 falan. Yumurta soyma vakti. Aheste ahaeste… (çünkü tatil ve aylardır bu anı
bekliyorum)
12:49 : Yumurtayı çatlatmak için masaya vurdum. Ahaaaaaa.
Bi’şeyler oluyor evde. Böyle tırtırtırtırtırtır alttan üstten tuhaf bir titreme oluyor.
‘N’oluyo lan?’ (yumurta elimde)
‘Aa deprem bu. Şaka mı ya.’ (şiddetli titriyoruz.)
‘Kapan, çömel, yuvarlan.’ ( yumurtayı bıraktım tezgaha titreme durdu)
‘Oha sallanıyor. Aha ev yıkılacak.’ ( Far görmüş tavşan gibi mutfağın ortasında ayakta
bekliyorum)
Birileri çığlık atıyor. Adım atıcam başım dönüyor. Kapıyı açtım. Bir köşeye sindim.
Karşı komşumda kapıyı açtı.
‘Ay deprem bu? N’apcaz ?’
Aklım yumurta da ve bilgisayarımı nasıl kurtarırım dersindeyken karşımda pijamalı bir
kadının ‘N’apcaz?’ sorusuyla aniden sallanan 23 katlı apartmanın 5.katında buluyorum
kendimi. Karşımda 1 yıldır gördüğüm ama hala adını bilmediğim o komşu.
‘Sallantı biter bitmez çıkıyoruz.Üstüne bişey al.’
Kadın 3 saniye de hazırlandı. O sırada yan daire açtı.
99 yaşındaki babasıyla yaşayan 78 yaşındaki X teyze. (Her seferinde farklı bir isim söylüyor
aklımda tutamadığım için adını X koydum)
‘Ay babama yardım et’ diye bana ‘kızıyor.’ Sanki depremi ben yaptım haşa estağfurullah….
Amca 99 yaşında (gerçekten) ve 1 adımı gözlemlerime göre 2 santimetre ve benden istenen
yardımın tam olarak ne olduğunu anlayamadığım için tek yaptığım elimi uzatmak oldu ama
99 yaş beni değil isimsiz karşı komşumu tercih ettiği için ben yangın merdivenin kapısını açık
bırakmakla yetindim.
Neyse bir şekilde aşağı inildi. Çok tuhaf bir site de oturduğum için beni aşağıda nelerin
karşılayacağını tahmin edebiliyordum.
‘Kahverenginin binbir tonu: melezler, afrolar, ala-siyahiler (bazen karanlıkta görmekte çok
zorlandığım oluyor) , bornozlu ablalar, çıplak ayaklı insanlar ve buraya yazmaktan çekindiğim
nice nice insanlar artı ben.
Bu fıkra gibi kafile artı ben nedense bina önünde bekliyoruz. Daha demin başımıza
yıkılmasından korktuğumuz bina ile aramızda en fazla 3 metre var.
Bu durum bana saçma geldi ve ‘burası tehlikeli siteden uzaklaşalım’ şeklinde bir anonsta
bulundum. Anonsum için doğru zamanı seçmemiş olacağım ki suratıma bakan 3–4 kişi
dışında sesim o kaosta yankılandı ve yok oldu.
İnsanlara üzüldüm.
Kendime de üzüldüm.
Üzüntüm tam beni ele geçirecekken histerik bir abla ‘ay kaçın yıkılıcak bu?’ diye bir çığlık
attı. Sonra bir koşturmaca. Bende koştum nereye koştuğumu bilmeden. Meğerse artçı olmuş
5 küsür. Koştururken hissetmedim.
Canım anamı aradım. İyiymiş. O iyiyse rahat rahat başımın çaresine bakabilirim diye
düşündüm ve bi cesaretle çıktım yukarı.
Dünya bavul hazırlama yarışmasını 1.likle bitirmişcesine 4 saniye de bir bavul hazırladım. Ve
vın.
Ha, karşı komşumun adı Yoncaymış.
Böylece 2 Yonca biliyor oldum: bir Yonca Evcimik, iki karşı komşum.
Atladım arabama ve yola çıktım.
Çıkmaz olaydım…
Bulunduğum semtten 1km ileriye gitmem tam 2 saatimi aldı. Gitmiyor
Gitmiyor ama bana afakanlar geliyor.
Benzin uyarısı yandı.
Hayda.
Zar zor ucu ucuna yetiştim. saçma sapan bir yerde bir Shell İstasyonu.
Bir hengame var.
150 boylarında bir abla terör estiriyor. Karşısında esmer şivesi bozuk ufak tefek bir adam.
Adam ‘ekstrem durum’ gibi birşey söyledi. O tipten ‘ekstrem’ kelimesinin çıkmasına
şaşırdığım için kendime ve anlamsız egoma kızdım. (Hala şaşkınım ama)
Tuvalet kavgasıymış. Shell yönetimi ‘aman tuvaletimize sıçmasınlar’ diye tuvaletleri
kapamış. Oysaki tuvaletin tek amacı bu… Neyse Shellden çıktım. Ve yine gidemiyorum.
Oldu 3 saat ve halkımızın ‘panik halinde trafik kurallarını hiçe saymak’ ilkesinden dolayı tek
yönlü yollar çok ciddi şoförlük uygulama sınavına dönüşmüş. Neyseki geçtim.
Artık 4. Saate girerken ‘canım anam ne panik olmuştur olmuştur şimdi onu nasıl
sakinleştiririm?’ diye düşünürken yaklaştığımı fark ettim.
Aa oda ne ?
Halkalıda çokta deprem olmamış gibi.
Sanki hafif bir rüzgar esmişte azıcık ağaçlar sallanmış havasında.
Eve girdim.
Beklediğim panik havasını sadece zır deli kedim çilek beni görünce n’apacağını şaşırarak
verdi.
Annem televizyon izliyordu. Her saat başı arayıp ‘geliyorum panik olmayın’ dememe
rağmen sanki beni hiç beklemiyormuş gibi ‘Aa Ozi hoşgeldin’ diyerek ekstra bir şaşırdı.
Depremin o korkusu daha gözlerimde çakmak çakmak yanarken annem dediki ‘Fatma
teyzen kısır yapmış yer misin?
…
İşte o an, Fatma Teyze’nin kısırına kavuşmak için verdiğim 4 saatlik mücadeleydi.
Ellerine sağlık Fatma Teyze kısır güzeldi…