Günümüz şiirlerini pek okumam: karanlık bir tema, ne anlatıldığı belli olmayan, kafiyeden ve rediften uzak; sıralı sözcüklerin, tüm noktalama kurallarını yıkıp geçerek alt alta dizildiği tuhaf metinler gibi gelir bana.
Benim için şiir denince; tek kelimeyle anlatılabilecek türlü anlamlar, sembolizm, kafiye ve redifin eşsiz uyumu ve en önemlisi, şairin hislerine sahip çıkma arzusu gelir akla: Ahmet Haşim, Cemal Süreya…
Bu sabah kalktım ve dedim ki: “Neden şiir yazmayı denemiyorum?”
Bir şeyleri denemeden yapıp yapılamayacağını bilemeyiz sonuçta.
Sizlere çok da edebî olmayan bir şiir yazdım.
Bence fena da olmadı.
İyi okumalar.
Karşımdaki
umudunu yitirmiş biri.
Kaçmış, korkmuş, kırılmış.
Parça parça,
paramparça.
Son kelimeler dökülmüş dudaklarından,
son birkaç yalan:
“Sevmiş beni”
ama en çok kendini.
Karşısında
umudunu yitirmek üzere biri.
Sözcükleri şifadan,
ruhu ateşten.
Çatlamış ruhu en inceden.
İşitmiş son sözcükleri yürekten:
“Sevilmiş içten.”
Kandırılmış kalbinden.
Adı konmamış sessiz gecede,
zamanın kanlı elleri üzerimde.
Vedanın uğultusu gözlerimde.
Birkaç ıslak kelime dudaklarımın hissinde:
“Kendine iyi bak, elveda.”