İyi ki doğdun.

20 sene öncesi.

Ortaokuldayım.

Ergenliğin buhranlı dönemlerindeyim.

R sınıfı gibi saçma bir sınıftayım, sözde projeymiş.

Sarışın, yeşil gözlü ‘bad-GÖRL’ bir kız var.

Bu kızın da etrafında uçuşan sivilceli sinekler.

Uzaktan izliyorum.

‘Yaaaa bana Topkek mi aldın? Çok tatlısın?’

10 dakika sonra başka bir sinek daha.

‘Yaa sana alma demiştim, en sevdiğim hem de.’

Ve bir başkası…

Şaşkınlıklar içinde üzerine Topkek ve türevleri yağan bu gönül bombası kız tabii ki Cansu…

Lise, üniversite zamanlarında hafızamda ‘gönül bombası’ olarak kalan bu karakter, bir akşam ansızın Aslı’nın ‘Cansu da bizimle spora yazılmak istiyor’ cümlesiyle değişti.

‘Abi ne alaka ya? Cansu Koç bizle spora niye geliyor?’ dedi Baybars abartılı Avrupai bir söylemle.

‘Cansu’yla bisiklet çevirmeye hazır değilim, emin miyiz gerçekten buna?’ dedim.

‘Ya öyle demeyin, benim yakın arkadaşım ne olacak ya? Spor yapcaz altı üstü,’ dedi Aslı.

Aslı’nın bu cümlesi üzerine kulaklarımızda cırcır böcekleri duyuldu.

Ertesi gün Cansu Koç geldi.

Teşrif ettiler biz alt tebaa insanlarına.

‘Naber Ozan?’ dedi.

Tek kaşım kalktı.

Avlayacağı bir sinek miydim, yoksa sekteye uğramış bir arkadaşlığın iyileşme cümlesi miydi bu? Tedirgin hissettim.

‘İyiyim, senden naber?’

…

Ve böylece başladı her şey.

Bir spor macerasıyla başlayan arkadaşlık yıllar içinde serpilerek koca bir dostluğa dönüşmek üzereydi.

‘Sana geliyorum, bulgur pilavı yap,’ dedi.

İtirazsız bi’ şekilde yaptım.

Bi’ hışım içeri girdi.

Tek kelime etmedi.

Ocağa gitti.

Kapağı kaldırdı ve baktı.

Salçayla harmanlanmış, suyla şişmiş bulgur tanelerini süzdü.

Aldı tencereyi önüne.

Başladı kaşıklamaya.

Hepsini yedi.

Hem ağlıyor hem bulgur pilavı yiyordu.

Sadece izledim.

Ağlamasının sebebi bir anda aldığı bin küsur kalori miydi, yoksa başka bir şey miydi emin olamadım.

İlk kez birisi karşımda ağlayarak bulgur pilavı yiyordu.

Napacağımı da bilemiyordum.

‘Ne yaşanıyor şu an?’ dedim.

Tencerenin dibini sıyırırken akan gözyaşlarıyla bana baktı.

‘Depresyondayım,’ dedi.

Dudak büzüp kafa sallamakla yetindim.

Oyun oynuyordum.

Epey çetrefilli bir savaşın ortasındaydım.

Telefonum çaldı.

Cansu.

“Evde misin?”

“Evet,” dedim klavyemde çatır çatır tuşlara basarken.

“Airfry- Anahtarımı evde—” gibi bir şeyler anlattı.

Oyuna o kadar odaklanmıştım ki cümleyi anlayamadım.

“Gel,” dedim sadece.

Yaklaşık on dakika sonra kapı çaldı.

Elinde iki büyük BİM poşetiyle geldi.

“Bunlar ne böyle?” dedim poşetlere bakarak.

“Dur,” dedi poşetleri mutfak tezgâhına koyarken.

“Çok işim var, çekil bi’,” dedi.

Çekildim.

Oyunuma geri döndüm.

Mutfaktan birtakım sesler duyuyorum, bi’ şeyler takır tukur ediyor ama oyuna odaklandığımdan dönüp de napıyor diye bakmıyorum.

Bi’ an geldi ve dönüp baktım.

Cansu, elinde bir insan kafası büyüklüğünde 2 patlıcanı airfry’a sokmaya çalışıyor.

Önce anlamadım.

Birinci, bu patlıcanlar neden bu kadar büyüktü?

İkincisi, bu patlıcanların airfry’a girmesi matematiksel olarak imkânsızken Cansu nasıl bunu başarmak üzereydi?

Kalktım.

Hayretler içerisinde bu mücadeleyi izledim.

Kazanmak üzereydi.

Bi’ şekilde topolojik olarak yan yana sığması imkânsız olan bu evrimin bir basamağındaki patlıcanları bir şekilde sığdırmayı başarmıştı.

“Burdakiyle n’apcan?” dedim tezgâhın üstünde duranı elime alarak.

“Ona da sıra gelecek…” dedi.

Patlıcanlara karşı oldukça öfkeli olan bu cevap karşısında “Neden?” diye sormadım, soramazdım.

Köfteleri mıncıkladı, bi’ şeyler yaptı.

3 tane köfteyi nasıl yaptıysa 10 taneye çıkarmayı başardı.

Evimde matematiksel olarak yaklaşık bin yıldır ispatlanamayan ölçü teoremleri Cansu tarafından birtakım mıncıklama ve yoğurma hareketleriyle kolaylıkla uygulanabiliyordu.

Hayretler içerisinde izledim.

Airfry öttü.

Makus kaderlerine yenik düşen patlıcanları bi’ güzel çıkardı, poşetledi.

Bana 3-5 tane köfte ayırdı.

Hazırlandı.

“E hadi,” dedi ve çıktı evden.

Öylece de gidiverdi…

Hayatımın her köşesinde, her anının içinde mutlaka Cansu’dan bir parça var.

İyi ki var.

Doğum günün kutlu olsun, birlikte nice mutlu senelere.

~ Dostun Ozan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecekler

İYİ BAYRAMLAR

BÖLÜM 2: KIRŞEHİR Gökhan Kırşehir de yaşıyor. Neden orada olduğunu kardeşi İbrahim bile bilmiyor. Gökhan bile bilmiyor. A1…

Dürtüler ve Sanrılar

Size dürtülerin zihni ele geçirdiği, çok basit ve kısa bir hikaye anlatacağım. İyi okumalar. “Ozan ben aşık oldum.”…

Ota Konmamış Aşk

“Ben seni üzerim kızım, bak anlamıyorsun.” dedi şişme yelekli esmer çocuk. Laktoza inanmayan biri olarak laktozsuz söylediğim lattemi…

KAN ÜSTÜNE KAN

Erhan’la buluştuk geçen gün. Yazılarımı okuyormuş. Küçük, minik ve pozitif bir eleştiride bulundu. “ÇOK KİTAP OKUMAN LAZIM EDEBİ…

İYİ BAYRAMLAR

BÖLÜM 1: ANKARA Sanki hiç yoğun bir insan değilmişim gibi, durduğum yerde, hiçbir sebep yokken “Alperen bayramda buraya…

Sünnet

Size yine güleceğiniz bir büyük travmamı anlatacağım. Aradan 28 sene geçmesine rağmen bu travmanın içinde çözümleyemediğim bazı noktalar…