BERK

Berk’ten pek hoşlanmam.

Kendi küçük dünyasının başrolü olduğu yetmiyormuş gibi bizim dünyalarımızda da başrol olduğunu sanan tuhaf bi’ karakter.

Lise yıllarının vermiş olduğu birtakım arkadaşlık bağlarından dolayı ara ara Berk ile buluşuruz ve yaklaşık 2 saat süren monologdan sonra ben sessizce evime döner ve o gün hiç yaşanmamış gibi hayatıma devam ederim. Büyük ihtimal Berk başka bir kişinin 2 saatini daha çekirdek kabuğu doldurmayacak meseleleri anlatarak çalacak, asla karşıdakine söz hakkı vermeyecek, soru sormayacak, hesabı kendi ödeyip başka bir kurbana daha geçecek.

Olur da bir gün siz de kendinizi, aldığınız iç çamaşırının kalitesi üzerine endüstriyel bir muhabbetten Ağva’nın sahilindeki kum tanesinin diğer kumsallara göre daha koyu göründüğü ve bundan kaynaklı bir hoşnutsuzluğun belirtildiği bir sohbette bulursanız bilin ki karşınızdaki Berk ve sizden 2 saat çalmaya gelmiş.

Bu noktada “E bu kadar rahatsız oluyorsan neden arkadaşlık ediyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim. Çok da yerinde bir soru. Hani böyle ikinizde de olan ama biri iyi biri kötü, biri negatif biri pozitif özellikler vardır ya; mesela ikiniz de erik seversiniz ama şeftali sevmezsiniz fakat sevdiğiniz eriklerin türü farklıdır ve birbirinize o türleri öğretmeye çalışırsınız… İşte öyle erikli, merikli bir arkadaşlık ilişkisi bizimkisi. Hayatlarımızın bir köşesinde “Berk bilir; Ozan bilir.” gibi cümleler bi’ şekilde söylenmiştir yani denk gelmiş bir arkadaşlığın zamanla evrimleşmeden, dümdüz, bozulmadan kalmış bi’ hâli. Hâlâ düşünürüm: “Abi ne alaka Berk ya?”

Her neyse.

Bilgisayar başında oyun oynuyorum.

Telefonum çalıyor.

Berk arıyor.

5 saniye falan bomboş çalan telefona baktım.

O 5 saniye içinde 10 kg ağırlaşan göz kapaklarımı kapatıp açtım.

Berk hâlâ arıyor.

Göz bebeklerimi sessizce bilgisayardaki tarihe çevirdim.

Normal şartlar altında (NŞA) aramasına yaklaşık 4 ay 20 gün vardı.

Telefonun meşgule düşmeden önceki son notasında açtım.

Hiçbir şey söylemedim.

“Alo,” dedi.

Hiçbir şey söylememeye devam ettim.

Normal bir insan elbette “Alo Ozan, alo, ses mi yok?” ya da sadece “Alo?” derdi.

“Konuşsana olm,” dedi.

Bi’ an irkildim.

“Şaşırdım. Senin kış uykundan uyanmana yaklaşık 4 ay var—”

3 saniye önce konuşmamı talep eden Berk:

“Öf bi’ sus ya. Hazırlan, Kadıköy. 2 saatin var.”

“Ya ben bugün hiç havamda değilim.”

O sırada karşıdaki rakibe bir şekilde kombo büyüler yapıyorum.

“Anlamadım,” dedi.

Normalde böyle baskıcı bir talebe asla sakin kalmayıp içimdeki Kasımpaşa ruhunu çıkarırdım fakat oyun oynarken yakalandığımdan ve arayanın Berk olmasından ötürü pek o personaya giremiyordum.

“Tamam, tamam,” dedim.

Kapattık.

Hazırlandım ve gittim.

Viyana Kahvecisi’nde buluştuk.

Hınca hınç insan dolu.

Bir şeyler yolunda değildi.

Berk normalde yakışıklı, hatta bakımlı bir çocuktu fakat nedense o gün “rüküşlük ve rezalet ruh hâli günü”ymüş de ona ayak uyduruyormuş gibiydi.

Göz altları mor, sağ gözüne kan oturmuş, saçı başı dağınık, sakalları çok özensiz uzamıştı.

Başroller bazen özensiz olabilir diye düşündüm içimden ve olabilecek en büyük sorun sevdiği Snickers çikolatanın ambalajının değişmiş olması veya o gün yanlışlıkla sağ Twix yemiş olması gibi absürt bi’ şey çıkabilirdi. Çünkü bu Berk, beklenir.

Karşımda öylece gözümün içine bakıyordu.

“Bu ne hâl?” dercesine kafa salladım.

Ben de Kadıköy’e geleceğim için bir kadar jilet gibiyim. (Abi Kadıköy yaaaa.)

“Naber?” dedi.

Şaşırdım.

Tarafıma bir soru yönlendirilmesine pek alışık değildim sonuçta.

Tek kaşım kalktı.

“İyiyim de sen pek iyi değilsin gibi,” dedim.

“Nasıl anladın?” dedi.

Göz kapaklarım istemsizce saniyede 3-5 kez kapanıp açıldı.

“Yani,” dedim dudak büzerek.

“Yardıma ihtiyacım var,” dedi.

Eyvah, dedim içimden. En son bu cümleyi kurduğunda MegaHolding gibi korkunç bir saadet zincirine girmeye çalışıyor, hatta beni de bu nitelikli dolandırıcılığa alet etmeye çalışıyordu.

Sandalyede dik oturdum.

Sayın okuyucu, ne yazık ki bu hikâye ben dik oturduktan sonra mizah çizgimizden tamamen kopup bayağı can sıkıcı noktalara gidecek. Canın sıkılmasın istiyorsan Berk’in bu zamana kadar bulunduğu Şikâyetler ve Hoşnutsuzluklar Listesi’ni inceleyebilirsin.

Kahvemden bir yudum aldım.

“Ben intihar ettim,” dedi.

Kahve boğazıma oturdu.

“İstifa olmasın,” dedim. Bir kelime hatası olabileceğini düşünerek.

“Hayır. İntihar,” dedi.

Benim kontrolsüz bi’ şekilde gözlerim dolmaya başladı.

Kalp atışlarımın hızlandığını hissedebiliyordum.

Evet, intihar edememişti. Yani öyle olsa bu hikâyeyi başka türlü yazıyor olurdum elbette…

Sessiz kaldım, anlatmasını bekledim.

“Ben en son görüşmemizden sonra birine âşık oldum, adı Aylin,” dedi.

İçime kızgınlıkla dolu bi’ rahatlama geldi. Büyük ihtimal intihar dediği şey sosyal medyaları kapatmak, telefondan uzaklaşmak tarzı bi’ şeydi. Çünkü en son “Ben bittim, mahvoldum,” diye benzer tonda konuştuğu tek seferde bilgisayarının güç kaynağı arızalanmıştı.

“Sakın bana aşk acısından intihar et—”

“Hayır, bi’ dinle.”

“Ya Berk, Allah aşkına, âşık olup karşılık alamadın değil mi?”

“Hayır olm, bi’ dur.”

“Abi aşk acısından intihar ne ya, 33 yaşına geldin.”

“DİNLE!” diye birden bağırdı.

Kıç kadar yere sıkışmış 100 kişi dönüp baktı.

Şaşırmıştım. Öfkelenmiştim de.

“Pardon,” dedim.

“Biliyorum, bunca zaman nelerden yakındığımı da biliyorum. Her şeyin farkındayım da… Bi’ şey deme ve dinle.”

Kahvemden bir yudum aldım, sakinleşmeye çalışıyordum.

“10 aya yakın oldu görüşmeyeli seninle. Biz seninle oturduktan 1 ay sonra arkadaş ortamında ben biriyle tanıştım. Adı Aylin işte. Her şey çok güzel başladı. Birlikte gezdik, eğlendik, güldük, üzüldük. Çok güzel duyguları paylaştık.”

Duraksadı. Öylece gözlerime baktı.

“Sonra bi’ şey oldu,” dedi.

“Ne oldu?”

Dişlerini sıkıyordu.

Arka azı dişlerinin kabarıp indiğini görüyordum.

Gözlerinin ikisi de kan çanağı gibiydi ve ıslaktı.

Berk cevap vermedi.

Öylece ıslak gözlerle gözlerime bakıyordu.

Cevabı biliyordum aslında. Cevabı bi’ şekilde biliyordum.

Gözyaşlarım akmayı bekliyordu.

Tutamadım.

Yavaşça yanaklarımdan süzüldü.

“Anneni kaybettin,” dedim.

Berk başını masaya koydu.

Hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Titriyordu.

Hiçbir şey yapmadım.

O duygunun içinden akıp gitmesini, o hüznün enerjisini atmasını bekledim.

Derin derin nefes aldı.

Kafasını kaldırdı.

Kan çanağı olmuş gözlerle bakıyordu.

“Ben anneme doyamadım Ozan,” dedi. Sesi titriyordu.

Akan her gözyaşı sanki kalbime damlıyordu. Aylarca bu korku yüzünden terapi almıştım, nasıl etkilenmeden durabilirdim?

Gözlerini sildi.

Bu konu üzerine konuşulacak çok şey vardı fakat Berk konuşmaya pek hazır değildi.

“Ben olayın şokuyla 1-2 ay kendime gelemedim. Antidepresana başladım. Hâliyle bu durum Aylin’e yansıdı,” dedi.

Hikâyenin gidişini tahmin edebiliyordum. Terk eden bir kız arkadaş masalı bu.

“Aylin’le geçen ay ayrıldık,” dedi.

Algım bi’ sinyal verdi hemen. Bi’ tutarsızlık vardı.

“Bir dakika. Son 6 aydır Aylin’lesin yani,” dedim.

“Evet. Aylin’in 3. sevgilisiymişim,” dedi.

Kulağa pek şaşırtıcı gelmiyordu ama bu sıralamanın hiç yeri değildi.

“Nasıl yani?” dedim.

“Aylin’in 3 tane sevgilisi varmış. Ben 3 numaraymışım,” dedi.

“Ne?”

“Evet evet. Ben bunu geçen ay öğrendim. En zor günümde Aylin yanımda olduğundan ona evlilik teklifi etmeye hazırlanıyordum ama 2 numara önce davranmış,” dedi.

“‘-mış’ derken? Sen bu hikâyeyi kimden öğreniyorsun?”

Müge Anlı’yı aramamak için kendimi zor tuttuğum dakikalardaydık.

“1 numaradan,” dedi.

“Ne?”

“Annemin cenazesinde Aylin sözde kuzeniyle geldi cenazeye. Bi’ şey lazım olur, koşturmak gerekir falan diye.”

Tek kaşım kalktı.

“O kuzeni dediği 1 numaraymış. Aylin’in diğer ilişkilerini biliyormuş ve buna onay veriyormuş.”

Diğer kaşım da kalktı.

“Aylin benimle birlikte 2 numarayı idare ediyormuş. Çünkü 1 numara biseksüel—”

“Aaaa yok. Bi’ dakika ya. Bi’ durur musun?”

Berk yorgun gözlerle kafa salladı.

“2 çay alabilir miyiz?”

Garsona Kasımpaşalı tavırlarımla siparişi verdikten sonra hikâyeye geri döndüm.

“1 numara ile 2 numaranın ne alakası var?” dedim.

“1 numara da 2 numaraya göz dikmiş,” dedi.

Palu ailesine doğru giden bu hikâyedeki cinsiyet kargaşası iyice kafamı karıştırıyor.

“E sen ne alaka? Ve sen bunları nasıl öğreniyorsun?”

Çaylar geldi. Berk hemen bi’ yudum aldı.

“2 numara Aylin’e evlenme teklif etmiş. Aylin de bunu 1 numaraya söylemiş. E, 1 numara ile zaten bir ilişki içinde olduğundan 2 numaraya her şeyi itiraf etmiş. 2 numara da bi’ şekilde 1 numaraya ulaşınca aralarında arbede çıkmış. Polislik olmuşlar. Bu durum benimle yaşanmasın diye 1 numara her şeyi anlattı.”

Birçok uydurma hikâye dinlemiştim ama bu hepsinden en uyduruğuydu. Berk’in kanlı gözlerini görmesem hayatta inanacağım bir hikâye değildi. Rezalet bir BKM skeci gibiydi.

“Sen de tüm bunlar üst üste gelince…”

Evet anlamında başını salladı.

“Olm niye haber vermiyorsun, yanında olurdum,” dedim.

“Aklıma gelmedin ki,” dedi.

Şaşırmadım. Çünkü bizler küçük insan tanecikleri, Berk’in başrolünü üstlendiği şu hayatta akıllara gelebilecek figüranlar bile değildik.

“Senin için ne yapabilirim?” dedim.

Kısa bir sessizlik oldu. Berk yine dişlerini sıkıyordu.

“Annemin evine benimle gelir misin?” dedi.

Derin bir iç çektim. Önce kafa salladım.

“Gelirim,” dedim.

Neden yalnız gitmediğini anlıyordum.

Ölümün getirdiği o yarım kalmışlık… Geriye bırakılan eşyalar, anılar ve geride bırakılacak çocukluk…

Bir vedaya hazırlanıyordu Berk.

Bu yaşına kadar onu o yapan her örgünün mimarına, varoluşundaki desenin en kıymetli motifine vedaya hazırlanıyordu ve bunu tek başına yapmaya hazır değildi.

O gün karşımda Berk yoktu.

Sadece annesini kaybetmiş bir insan vardı.

O en derin veda.

O kabulleniş.

*

Berk’ten hâlâ pek hoşlanmıyorum.

Sanırım o gün ilk defa, hoşlanmanın sevmekle pek alakası olmadığını anladım.

Artık ona yalnızca Berk olarak bakamıyorum.

Geçenlerde yurt dışında evlendi.

Eski rutinde yıllık iletişim sıklığımız hâlâ devam ediyor.

*

Aylin’i Müge Anlı’ya şikâyet ettim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecekler

İYİ BAYRAMLAR

BÖLÜM 2: KIRŞEHİR Gökhan Kırşehir de yaşıyor. Neden orada olduğunu kardeşi İbrahim bile bilmiyor. Gökhan bile bilmiyor. A1…

Dürtüler ve Sanrılar

Size dürtülerin zihni ele geçirdiği, çok basit ve kısa bir hikaye anlatacağım. İyi okumalar. “Ozan ben aşık oldum.”…

Ota Konmamış Aşk

“Ben seni üzerim kızım, bak anlamıyorsun.” dedi şişme yelekli esmer çocuk. Laktoza inanmayan biri olarak laktozsuz söylediğim lattemi…

KAN ÜSTÜNE KAN

Erhan’la buluştuk geçen gün. Yazılarımı okuyormuş. Küçük, minik ve pozitif bir eleştiride bulundu. “ÇOK KİTAP OKUMAN LAZIM EDEBİ…

İYİ BAYRAMLAR

BÖLÜM 1: ANKARA Sanki hiç yoğun bir insan değilmişim gibi, durduğum yerde, hiçbir sebep yokken “Alperen bayramda buraya…

Sünnet

Size yine güleceğiniz bir büyük travmamı anlatacağım. Aradan 28 sene geçmesine rağmen bu travmanın içinde çözümleyemediğim bazı noktalar…